Teknoloji Bloğu -Güncel Teknoloji haberleri

Çizgi Tagem Neden Kapanıyor!

çizgi-tagemBenim zamandır takip ettiğim hatta eğitimlerine katılıp kendimi geliştirdiğim proje olan çizgi kapanıyor.İşin çok fazla siyasi boyutuna girmek istemiyorum.Çizgi kurucusu Niyazi Saral’ın kendi bloğunda yaptığı açıklamayı aynen sizlere sunmak istiyorum.Umarım yetkililer bu yaptıkları yanlışı anlarlar ve kararlarından geri dönerler.

Yüzlerce öğrenci, öğretmen, takipçimiz, dostumuz ve arkadaşımızdan “Çizgi Tagem neden kapanıyor?” sorusu geldiği için şahsi Blog sayfalarımda daha geniş açıklamaya karar verdim. Çizgi Tagem internet sitesini 13 Nisan tarihinden itibaren kademeli olarak kapatacağız. Tek sebebi son damla olan süreci de değildir. Dediğim , o son damladır. Gerçek nedenini anlayabilmeniz için 2008 ve 2013 yılları arasında yaptıklarımız ve sonuçlarını tüm gerçekliği ile sizlere anlatmak zorundayım. Bizleri dikkate alarak sonuna kadar okuyabilenlere şimdiden teşekkür ederim.

Hiçbir zaman çok başarılı bir adamı, çok kazanan bir işletmeci olamadım. Ayrıca olmayı başaramadığım şeyler içinde “öğretim görevlisi” olmak da var. Biraz ve biraz da kendi seçimlerim. insanlara bir şeyler öğretmeye çalıştım; gerçekte çok kötü bir anlatıcı olduğumu bile… 1990′lı yıllardan kalan ve çevremdeki bilgisayar şirketlerine gönderdiğim teknik, teknolojik fotokopileri hâlâ saklıyorum. Bunlarla başladım. Internet sayesinde biraz daha geniş kitlelere erişebilme imkanı yakaladım. 2000′li yılların başında Çizgi Söğüt Gölgesi ve daha sonra kurumsallaşarak Çizgi Tagem’i kurdum. Gönüllü çalışan onlarca öğretmen ve öğretim görevlisi ile birlikte bugün itibarı ile bilişim alanında 1,000 saatten fazla görsel eğitim hazırladık. Bu eğitimler, videolar, 220.000 katılımcı, öğretmen, öğrenci, toplam 90.000′den fazla sayfa ile Çizgi Tagem internet ortamında 18 yıldır karşılıksız hizmet veriyor.

Çizgi Tagem’in kısa bir incelemede yakalanması pek mümkün olmayan bir olanağı “Sanal Kişisel Sınıflardır”. Virtual Private Classroom olarak adlandırılan bu sınıflar öğretmen niteliği olan herkes için kullanıma açıktır. Sınıfı onaylanan öğretmenlere kendi uzaktan eğitim alt yapımızı kullanma imkanı verebiliyoruz. Kendilerine ait sınıflar açabiliyorlar, öğrencilerini kayıt ettirebiliyorlar ve onların eğitim süreçlerini (derse girme, izleme süreleri, deneme sınavlarındaki başarı durumlarını vb.) takip edebiliyorlar. Buna eğitim yönetim sistemi deniyor. Ayrıca bu öğretmenler Adobe Connect aracı ile öğrencilerine senkron, kamera görüntüsü ile ve sesli enteraktif ders verebiliyor, kendi ekranlarını öğrencilerle paylaşarak ders anlatabiliyorlar. Adobe Connect çok iyi bilinen bir uzaktan eğitim aracı, asıl önemlisi ise bizim bu araç üzerine yazdığımız rezervasyon sistemidir. Adobe’nin bu statik aracıyla entegre ettiğimiz rezervasyon sistemiyle  öğretmenlere belirlenen zaman diliminde yetki vererek ders bitiminde bu yetkilerini geri alıyoruz. Böylece kullanılan sınıf adet sınırlaması ve rezervasyon kargaşası yaşanmamaktadır. Bu şekilde şu an 1,000′in üzerinde öğretmen, öğretim görevlisi  istedikleri zaman senkron ders açabiliyor ve öğrencilerini derslerine davet edebiliyorlar.

Adobe Connect için kurduğumuz alt yapı 50 öğretmenin aynı anda 100′er öğrenciye senkron ders verebilmesini sağlıyor. 126 MBit’sec dedicated (tüm kapasitesi bize rezerve edilmiş) hat kapasitemiz buna olanak sağlamaktadır. Alt yapısını sağladığımız bir konferansta Van’daki bir üniversitede Amerika’dan katılımcılar sunu yaparak makalelerini anlatmışlardı.

E-kampüs adı aslında buradan geliyordu. Biz öğretmenlere alt yapı sağlayarak tüm uzaktan eğitim olanaklarını özellikle Anadolu’daki üniversitelere, meslek yüksek okullarına ve teknik liselere eşit eğitim hakkı anlamında sunma hedefimiz vardı. Bir sistem düşünün tüm eğitimlerin açık olduğu, kayıt edilebildiği ve daha sonradan herkes tarafından izlenebildiği bir eğitim yönetim sistemi. Eşit eğitim hakkını geniş kitlelere yaymak için büyük olanak.

Uzaktan eğitim biliminde en uç noktalardan biri olan uzaktan erişilebilen fiziksel laboratuvarlar konusunda öncü olmaya çalıştık. Çizgi Tagem’e destek veren mühendis arkadaşların kurduğu uzaktan kontrol edilebilen FPGA laboratuvarı. e-Lab DSP/FPGA projesi, gerçek birer DSP ve FPGA laboratuvar ortamının internet üzerinden kullanıcılarla buluşturulmasını hedef almaktadır. Bu proje ile kullanıcılar laboratuvara uzaktan erişebilmekte, hazırlanan deneyleri aynen laboratuvarda bulunuyormuş gibi bilgisayarlarının başında gerçekleştirebilmekte, deney sonuçlarını kamera ve uzaktan erişimli ölçüm aletleri sayesinde gözlemleyebilmektedir. e-Lab DSP/FPGA projesi ile uzaktan eğitim olanaklarını yine ücretsiz sunuyoruz.

Dava süreci 2010 ve 2011 yıllarında defalarca MEB’e yapılan şikayetlerle başladı. Tüm eğitimlerimizi Fatih projesinde hibe ettiğimiz MEB, daha 2008 yılında Tübider Bilişim Sektörü ile bilişim öğretmenlerinin eğitimi için protokol yaptığımız aynı MEB.  Emekli de olsa bir MEB  personelinin, bir başmüfettişin sizin hakkınızda sadece bir takım sitelere o da üstünkörü bakarak böyle bir rapor tutması çok acıtıcı. Daha önce gelen müfettişlerin şirketimizde yan yana dizilmiş sandalyelere bile rastlamadıkları halde yatakhane aramaları ise sadece acıtıcı değil bir yandan da gülünç. Tahmin edilebileceği gibi bizi şikayet eden özel eğitim kurumları. Temsilcisi dernek başkanı ile de konuştum. Pazarın sıkışmasının sebebinin Çizgi Tagem olmadığını esas sorunun eğitimden para kazanmanın sosyal devlette zor olduğunu anlatmaya çalıştım ama nafile.

Dava süreci bir yana; bu son damladan öte uzun bir zamandır canımızı yakan toplumdaki eğitime verilen önem. “Eğitim şart” jargonu dilimizden düşmez ama toplum eğitime gittikçe daha az önem verir oldu. Üniversiteler, her ilçeye meslek yüksek okulları kuruyor ancak mezun olanların bilgi seviyesini görünce “Aman Allah’ım!” demekten başka bir şey gelmiyor aklıma. Bina yapmak ile eğitim kurumu açmayı aynı şey zannediyoruz. Halbuki bu genç nüfusun, büyük memleketin, dinamik toplumun başka hiçbir çıkışı yok.

Özellikle 2010-2011 yıllarında tanıtım amaçlı ve Çizgi Tagem’in imkanlarını genişletebilmek ve çoğalmak düşüncesiyle çok uğraştık. Başbakanlık Yatırım Ajansından, MEB Eğitim Teknolojilerine, tüm bilişim STK’larına, defalarca tanıtım ve sunumlar yaptık. Absürt projelere çok rahatlıkla inanılmaz bütçeler sağlayan, hiçbir şekilde sürdürülebilirliği dikkate almayan kamu bize hiçbir destek sağlamadı. MEB projesinde protokol dahi imzalandığı halde sınav kağıtlarının parasına kadar hesap eden kamu bizim gerçek ve tamamen sosyal amaçlı hizmetlerimizin masraflarını “çok” bularak projeyi baltaladı. Üstüne bize dava açan kamu da 220.000 kişiye ücretsiz eğitim verdiğimizi aynı raporda söylerken 50-60 kişiye o da satılan bir cihazın hukuken hiçbir engeli olmayan ücret alınarak kullanımını anlatılmasını da yasak saydı. Çok çok komik ve acıtıcı. BBnet bilişim öğretmenleri platformunda bile MEB’e sunduğumuz ve Bilişim Öğretmenlerini eğitime amaçlı teklife “Biz tamirci değiliz” diyerek karşı çıkıldı.

Bu sebeple savunma yapmaya hiçbir gerek olmadığını düşünüyorum. Eşim ve çocuklarım bile, arkadaşlarım, dostlarım, STK’da birlikte çalıştığım meslektaşlarım herkes bu çalışmaları “çok beğendikleri” söylerken bir yandan da “Aman işte çok da gerekli olmayan faaliyetler, Niyazi ağabey kendini oyalıyor.” diye bakıyorlar. Toplumun hiçbir segmenti bilginin gücüne inanmıyor aslında. Ve çok daha acısı bilgisi olmadan herkesin bir fikri de var. Hem de her konuda.

Bundan 20-30 yıl önce, bir köylüye sorduğunuzda o günün toplumsal basit bir konusunu. “Biz bilmeyiz; köylüyük…” derdi kendi şivesi ile. Bugün sokaktan geçen teyzeye sorun bakalım “Mortgage krizinin dünya ekonomisine etkisini” size anlatsın. Mutlaka fikri vardır. Her alanda herkesin inanılmaz fikirleri var ve gittikçe her şeyi bildiğimizi ve daha da kötüsü öğrenmemiz gerekmediğini düşünüyoruz toplum olarak. Çok ciddi ve tehlikeli bir sorun aslında.

Son beş yılda yüzlerce cahil, cahil olduğunun farkında olmayan ama her konuda bir fikri olan, okumayan, yazmayan ve öğrenmeyen insanlarla uğraşmak beni yıktı; tüketti artık. Sıradan insanları bırakın, çok yakın bazı arkadaşlarımın bile ilerlemek, daha başarılı olmak, bir şeyleri gerçekleştirebilmek için ne kadar çalışmak gerektiğini zihinlerinde canlandıramadıklarını görmek içimi acıtıyor. “Mesleki Yeterlilik Kurumu sınav ve belgelendirme süreçlerinde 2 yılda 4,500′den fazla sayfa yazı yazdık. Üstelik bunlar taslaklar da değil, Resmi Gazetede yayınlanan meslek standartları, yeterlilikler vb.” deyince nasıl bir iş yükünden bahsettiğimizi insanlar hayal dahi edemiyorlar. Bir meslek edinmek için ne kadar çalışmak gerektiğini gençlerimiz anlamıyorlar. Hasbelkader okullarından mezun olduklarında her şeyi öğrendik zannediyorlar; mesleklerine dair internet ortamında yüzbinlerce sayfa bilgi olduğu halde bunları  açıp okumuyorlar, yazmayı hiç bilmiyorlar. 1990′ların sanal bebeklerine benzer kullanılan Çin’in çöpleri tabletleri, bilgisayar sanıp eğitim aracı olarak çocuklarımıza satın aldık.  140 karaktere hayatı sığdırıp bununla da övünen, “bir tıkla” bir şeyleri paylaşarak bunu emek zanneden bir toplum yarattık biz; vahşi kapitalizm empoze ettiği tüketim toplumu.

İşte bu sebepler ile Çizgi Tagem’i kapatacağım. Evet ben suçluyum; bir eğitim kurumu kurdum ve insanları eğitmek istedim. Ama başarısız oldum. Cezama razıyım.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.